Trablus'u Ele Geçirme Hayalinde Bir Darbeci; "Hafter"
12 Haziran 2020

2020 yılının ilk günlerinde akşam saatlerinde bir haber geldi; harp akademileri bombalandı, öğrenciler öldü. Libya'da özellikle gece saatlerinde dışarıda olunmasının tehlikesi konusunda sürekli uyarılıyorduk; gece gündüzden tehlikeli. Ancak bu saldırı haberi sonrası beklemek imkansızdı. Hastaneye gittik. Mahşer yeri gibiydi. Binlerce kişi. Hastanenin içine girdik, üst kata çıktık, gencecik Harbiyeli gençlerin cesetleri sıra sıra dizilmişti. Yerlerde kan revan içinde botları, üniformaları...

 

Başka bir koridora girdik, ağır yaralanan gencecik Harbiyelileri yaşatmak için her oda ameliyathaneye çevrilmişti. 30 Harbiyeli öğrenci o saldırıda öldü. Dünya'da çok yankı uyandırmasa da, Libya için tarihi günlerden biriydi, çünkü ülke halkı için Libya'nın geleceğinden çalınan gencecik şehitlerdi onlar. Bir anda gece saatlerinde korkuyu bir kenara bırakan Libya halkı Şehitler Meydanı'nda toplandı. Hafter'e öfke çok büyüktü.

 

LİBYA'DA ATEŞKES ÇABASININ BAŞ AKTÖRÜ TÜRKİYE

 

Yıllardır süregelen "ateşkes" çağrıları ve çabaları Türkiye'nin girişimiyle dünyada büyük bir yankı uyandırmış, önemli bir noktaya gelmişti. Artık dünya ülkeleri en azından masaya oturuyor ve bu krizi çözmek için mücadele veriyordu. Türkiye'nin yaklaşımı en başından bu yana Libya için ateşkesi sağlamak olmuştu. Bu yönde dünya liderleri birçok kez bir araya geldi, ya da telefonla görüştü. Tabi Hafter'e desteğini alenen ortaya koyan ülkeler dışında.

 

Ancak yaşanan tüm sürece rağmen, Hafter her seferinde daha önce defalarca yaşanan benzerlerinde olduğu gibi, ya masaya oturuyor ama anlaşmıyor ya da bazen de masaya oturmuyordu bile.

 

Özellikle Berlin'deki ateşkes görüşmelerinin yapılacağı gün, liderler daha toplantı yapacağı alana gelmeden Libya'da Hafter milislerinin birçok noktada saldırıya geçmesi, o görüşmeden da sonuç çıkmayacağını daha görüşme başlamadan ortaya koymuştu. Hafter masada bir ateşkes istemiyordu ve bunu her seferinde saldırılarıyla ortaya koyuyordu.

 

Meşru hükümet Başbakanı Feyiz Es-Serrac'ın ateşkes görüşmelerinde tavrı netti, Hafter'le aynı masaya oturmam. Bu konuda haksız da sayılmazdı, çünkü defalarca aynı masaya oturup el sıkışılmasına rağmen Hafter masadan kalktıktan sonra saldırılarını sürdürmeye devam ediyordu. Ve Serrac'ın masaya oturmayı reddetmesindeki önemli noktalardan biri de 30 Harbiyeli öğrencinin öldürülmesiydi.

 

Bu dile getirilmese de net şekilde kendini gösteren bir gerçekti. Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) çok uzun ateşkesten yana olduğunu ve uluslararası topluma karşı saygılı olduklarını dile getirdi ve Libya'da sahada tavrını o şekilde korudu. Cephe hatlarında saldırı düzenlemedi, düzenlenen saldırılara karşılık verdi ve hatlarını korudu. Ancak Hafter saldırılarını sürdürüyordu; özellikle de sivillere yönelik. Bir mahallede top oynayan 4 çocuğun üzerine düşen roketler de bunun en önemli kanıtıydı. O 4 çocuk öldü. Onlar gibi birçok çocuk, kadın erkek Hafter saldırılarında öldü. Binlerce insan evlerinden göç etmek zorunda kaldı. Ülkenin her geçen gün tüm yaşam noktaları daha çok hasar görmeye başladı. Sokaklarda yığılı çöpler, sürekli kesilen elektrik, sürekliliği sağlanamayan eğitim, sağlık hizmetlerinin olması gerektiği şekilde verilememesi gibi tüm hayati unsurlar yavaş yavaş yok oluyordu.

 

Hafter'in ana hedeflerinden biri Mitiga havaalanıydı. Mitiga havaalanına bazı günler 100 'den fazla füzeyle saldırı düzenledi. Sadece havaalanı değil çevresindeki tüm mahalleler büyük hasar gördü, insanlar yaralandı veya öldü. Ve bu uzun süre devam etti. Bu sırada Cenevre'de 5 artı 5 görüşmeleri başlamıştı. Ancak bundan da bir sonuç çıkmadı ve 18 Şubat'ta Hafter Trablus'un sivil limanına arka arkaya saldırı düzenledi. Bu liman, ülkeye gıda ve sağlık ürünlerinin getirildiği sivil bir limandı. Yani Libya halkının yiyecek ve sağlık konusundaki ihtiyaçlarının geldiği liman. Liman saldırısı meşru hükümet için artık bardağa taşıran son noktalardan biri olmuştu. UMH Cenevre görüşmelerinden çekilme kararı aldı. Ve açıklama oldukça netti; Uluslararası topluma saygılıyız daima da saygılı olduk ama bizim sorumluluğumuzda olan bir halk var ve o halkı korumak zorundayız". Bu Libya'daki sürecin farklı bir noktaya evrilme süreçlerinden biriydi.

 

UMH güçleri saldırılara sert yanıtlar vererek başladığı süreci, Hafter milislerine yönelik bir operasyon başlatarak önemli bir noktaya taşıdı. Operasyonun adı "Barış Fırtası"ydı.

 

BEA KARGO UÇAKLARI HAFTER'İN GÜCÜNÜN ÖNEMLİ KAYNAĞI

 

Peki Hafter gücünü nereden alıyordu. Fransa, Mısır ve kendini ortaya koymayan birçok ülke Hafter'e destek verse de net ve önemli destekçisi kuşkusuz Birleşik Arap Emirlikleri'ydi. Hava gözlemcilerinin raporları Birleşik Arap Emirlikleri'nden kalkan kargo uçaklarının Libya'nın doğusuna arka arkaya indiğini ortaya koyuyordu. Bu kargo uçaklarında hem askeri malzeme, hem de silahlı paralı askerler bulunuyordu. Türkiye'nin uluslararası düzeyde kabul gören Ulusal mutabakat Hükümeti'ne verdiği destek, özellikle ateşkesin sağlanması için verdiği çaba Libya halkı açısından büyük önem taşıyordu. Sokaklarda herkes "Türkiye" diyordu, "teşekkürler Türkiye".

 

Libya halkı bu kez ateşkesin sağlanacağına inanmıştı. Ama Libya halkı için mücadele verdiğini iddia eden, ama o halkı füzelerle, roketlerle öldüren Hafter, ateşkese yanaşmıyordu ve yanaşmayacaktı. Sivil yerleşim alanlarına düzenlediği saldırılan umutlanan Libya halkının yeniden umudunu kırdı.

 

KORONAVİRÜS HAFTER'İN MÜTTEFİKİ

 

Ve tüm bunlar yaşanırken Dünyayı sarsan koronavirüs süreci başladı. İnsani ateşkes çağrısı yapıldı. Hafter bu çağrıya da uymadı ve özellikle sivil yerleşim alanlarına saldırmaya devam etti. Koronavirüs süreci Hafter'in bir nevi müttefiki haline gelmişti. Saldırıların ardı arkası kesilmedi. Ve Meşru hükümete bağlı güçler yeniden ülkesini savunmak için saldırıya geçti. Mayıs ayı içindeki operasyonlarda Hafter'e ağır darbe vuruldu. Özellikle Vatiye üssünün UMH güçleri tarafından ele geçirilmesi büyük bir zaferdi. UMH güçleri ilerlemeye devam etti ve ediyor. En sonunda Trablus uluslararası havalimanını Hafter’den geri alıd; daha doğrusu Hafter’e bağlı milisler kaçıp terk etmek zorunda kaldılar.

Gelinen noktada ortaya çıkan tabloda Trablus'u 48 saat içinde ele geçirme talimatı veren darbeci Hafter'in üzerinden çok uzun zaman geçmesine rağmen her geçen gün biraz daha kaybettiği bir süreç yaşanıyor.

 

Meşru hükümet geldiği noktada önemli operasyonlara imza attı ve atıyor. Ancak ülke tarihi açısından önemli bir gerçek satır arasında yaşanıyor. Ve asıl mücadele belki de burada kendini gösteriyor. Libya İçişleri Bakanı Fethi Başağa, bir açıklamasında önemli bir ayrıntıya dikkat çekmişti; "içimizde de hainler var". Ve devam etmişti, istihbarat teşkilatımız içinde kendisini Hafter’e satan ve onun adına çalışan kişileri tespit ettik ve bunu uluslararası istihbarat teşkilatına da bildirdik"

 

Aslında Libya'nın yaşadığı en önemli sorunların başında işte bu "ihanet" geliyor. Belki satır aralarında kalıyor ama Libya'nın geçmişini belirlediği gibi geleceğini işte bu başlık belirliyor. Ve tüm bunların arasında yorgun Libya halkı, göç ettiği evlerine, normal hayatına geri dönmek istiyor. Çocuklarının okumasını, sokakta oynayabilmesini, her şeyden önemlisi de ölmemesini istiyor.