Libya İç Savaşı’nın Anatomisi
12 Haziran 2020

4 Nisan 2019’da Halife Hafter’e bağlı gruplar, başkent Trablus’u ele geçirmek için geniş çaplı bir operasyon başlattı. Bu saldırıyla birlikte 2011’den beri çeşitli aralıklarla yaşanan iç savaşta yeni bir aşamaya geçildi. Mısır, BAE, Fransa ve Rusya gibi uluslararası aktörlerin kesintisiz askeri ve ekonomik yardımlarıyla yereldeki güç dağılımında ciddi bir avantaj elde eden Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu/Libya Arap Silahlı Kuvvetleri’nin bu hamlesi, savaşın tarafı olan pek çok farklı yerel grubu mevcut ilişkilerini ve pozisyonunu yeniden değerlendirmeye itti. Saldırıların başlamasından kısa süre sonra, kendi aralarında bir takım ihtilaflar bulunan Libya’nın batısındaki silahlı gruplar Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin  (UMH) varlığını korumak amacıyla Hafter tehdidi karşısında birleştiler. Söz konusu statükocu ittifak Misrata, Trablus, Zintan, Zaviye, Tacura ve Gıryan gibi batıdaki kentlerden gelen silahlı gruplardan oluşmaktaydı. Öte yandan Hafter liderliğindeki revizyonistler ise LUO’nun çekirdek kadrosunu oluşturan ve üyelerinin çoğunu doğudaki kentlerden temin eden grupların yanı sıra devrim sonrası Libya’daki güç kaynaklarından mahrum edilen Tarhuna, Zintan, Beni Velid, Sabrata, Tici, Surman gibi çeşitli kentleri temsil eden gruplardan oluşmaktaydı.

Bu iki ittifakın oluşum serüvenini ve mevcut çatışmayı anlamlandırmak 17 Şubat devrimi sonrasında Libya’nın karşı karşıya yapısal değişimi ve bu değişimin aktörler arasında yol açtığı güç mücadelesini irdelemekten geçmektedir. Bu bağlamda şu üç soruyu cevaplandırmak oldukça önemlidir; 17 Şubat devrim ne tür bir yapısal değişim meydana getirdi? Bu değişimin ortaya çıkardığı temel problemler nelerdi? Libyalı aktörler bu problemlerle mücadelede nasıl bir strateji izledi?

Kaddafi Rejiminin Çöküşü ve Yeni Yapısal Şartlar

Arap Baharı’nın yaşandığı Tunus ve Mısır’dan farklı olarak Kaddafi rejiminin çöküşü, tüm devlet mekanizmasının yok oluşunu beraberinde getirdi. Bu duruma yol açan iki temel faktörden bahsedilebilir. Birincisi, Kaddafi’nin kırk iki yıllık iktidarı döneminde rejimin kontrolündeki halk komiteleri üzerinden Libya toplumunu böl-yönet politikasıyla idare etmesi ve olası bir darbe korkusuyla orduyu zayıf tutarak rejime sadık güçlü güvenlik birimleri oluşturmasıydı. İkincisi ise 17 Şubat devriminin kısa süre içerisinde bir silahlı mücadeleye dönüşmesi ve bu mücadelenin birbirinden bağımsız hareket eden gruplar üzerinden yürütülmesiydi. Bu iki faktör bir arada düşünüldüğünde, devrimle birlikte hâlihazırda zayıf temeller üzerine inşa edilmiş devlet kurumları büyük bir yıkım yaşamakla kalmadı aynı zamanda askeri kapasite açısından birbirine denk sayısız silahlı grup ortaya çıktı. Devrim sonrası sadece başkent Trablus’ta devrimi sahiplenen ve dolayısıyla kendini imtiyazlı gören yetmişe yakın milis güç bulunmaktaydı. Bu durum diğer başarısız devletlerde olduğu gibi Libyalı aktörleri de anarşi problemiyle yüzleşmek zorunda bıraktı.

İyi-kötü işleyen bir hiyerarşik düzenden anarşiye geçiş aktörlerin davranışlarını etkileyen bir dizi ilave unsur meydana getirmektedir. Yeni yapıda bireylerin veya grupların güvenliğini sağlayacak bir üst otoritenin olmayışı bu en temel ihtiyacın bizatihi aktörlerin kendileri tarafından temin edilmesini zaruri kılmaktadır. Her grubun belirli ölçüde askeri kapasiteye sahip olduğu ve muhtemel rakiplerin bu kapasiteyi hangi niyetlerle kullanacağına dair belirsizliklerin var olduğu bir ortamda üç tür davranış kalıbı ortaya çıkar; korku, kendi kendine yardım ve güç mücadelesi. Sistemdeki tüm aktörlerin belirli ölçüde saldırgan askeri kapasiteye sahip olması diğerlerini bir korkuya, kendi güvenliklerini sağlama noktasında adımlar atmaya ve kıt kaynaklar üzerinde kıyasıya bir mücadeleye itmektedir. Bir Libyalının da ifade ettiği gibi, Kaddafi’yi öldüren ve rejimi yıkan kurşun, son kurşun zannedilse de bu sadece ilk kurşundu (Wehrey, The Burning Shores, s.64.). Artık yerel silahlı grupların gündeminde yeni devlet kurumlarının inşasını yönetmek ve rakiplerine nazaran Libya kaynaklarından daha fazla faydalanmak vardı.


Devrim Kardeşliğinden Çatışan Çıkarlara: Yerel Aktörler Arasındaki Güç Mücadelesi

Devrim sonrası yereldeki güç mücadelesini kabaca üç döneme ayırmak mümkündür. Birincisi, devrimin hemen ardından başlayan ve 2014’te ülkenin genelinde çatışmaların baş gösterdiği dönemdir. Bu dönemde Ulusal Geçiş Konseyi (UGK) bünyesindeki geçici hükümetlerin oluşturduğu bakanlıklar üzerinden güç devşirmek mücadelenin odak noktasında yer alıyordu. Kasım 2011’de kurulan Abdurrahim el-Kib hükümeti döneminde Zintanlı Usame Cuveyli Savunma Bakanlığı ile Misratalı Fevzi Abdulali İçişleri Bakanlığı görevine getirildi. Bu isimler temsil ettikleri kentlerdeki silahlı grupların güçlenmesi için askeri ve ekonomik yardımlarda bulunarak geçiş sürecini kontrol etmeye çalıştılar. Özellikle Yüksek Askeri Komite (YAK) ve Libya Zırhlı Birlikleri (LZB) gibi silahlı grupların yeni güvenlik birimlerine entegrasyonunu sağlamak amacıyla oluşturulan kurumlar üzerinden Trabluslu ve Misratalı milisler başkentteki mücadelede ciddi bir avantaj elde etmişlerdi.

Temmuz 2012 seçimlerinin arından kurulan Milli Genel Kongre (MGK) hükümetleri boyunca bu avantajlı pozisyon Misratalı milisler lehine tahkim edildi. Mayıs 2013’te Siyasetten Men Kanunu’nun meclisten geçirilmesiyle birlikte Zintanlı gruplar güç mücadelesinde ciddi bir zemin kaybı yaşarken, Trabluslu milislerin kaderi de artık Misrata’nın elindeydi. Bu hamleye cevap olarak Trabluslu milisler, başkent dışından gelen grupların şehri terk etmesi için sivillerin yer aldığı bir dizi gösterilerde bulundu. Gösterilere Misratalı grupların silahlı müdahalede bulunmasının ardından yaşanan kısa süreli kaos bu grupların başkentten çekilmesiyle sonlandı. Ortaya çıkan bu güç boşluğu değerlendiren Zintanlı gruplar yeniden devlet kurumları ve siyaset üzerinde bir baskı oluşturmaya başladı.

Batı Libya’da bunlar yaşanırken doğuda ise devrimin sürecinin öncüleri arasında yer alan Federalistler ile İslamcı gruplar arasında ciddi bir rekabet yaşanmaktaydı. Mart 2012’de federalizm yanlılarının Sirenayka Ulusal Konseyi’nin kuruluşunu ilan etmesine başkentten ciddi bir tepki geldi. Federalistlerin bu girişimi karşısında dengeleyici bir hamle olarak bölgedeki İslamcı gruplar LBZ çatısı altında askeri ve ekonomik yardımlarla güçlendirildi. Bu durum gerek Federalistlerin gerekse başta Halife Hafter ve Wanis Bu Hamade gibi eski ordu mensuplarını tepkisine yol açtı. 2014 yılında MGK içerisindeki tartışmaları ve geçiş sürecindeki başarısızlıkları bahane eden Hafter, doğudaki söz konusu memnuniyetsizliklerden faydalanarak Federalistleri ve eski ordu mensuplarını etrafında topladı. Mayıs 2014’e gelindiğinde Hafter “Onur Operasyonu” adı altında Bingazi’deki İslamcı gruplara yönelik operasyon başlatıldığını ilan etti. Bu saldırı batıdaki Zintanlı gruplardan destek görürken Trabluslu ve Misratalı gruplar ise Libya Şafağı koalisyonu altında bir araya geldiler. Temmuz 2014’te Trablus’ta yaşanan çatışmalar Ağustos ayında Libya Şafağı güçlerinin Zintanlı grupları başkentten çıkarmasıyla son bulurken ülkenin doğusundaki çatışmalar ise yaklaşık dört yıla yayılan uzun süreli bir mücadeleye dönüştü.


Çıkar Çatışmaların Şekillendirdiği Kırılgan İttifaklar

Zintanlı grupların başkentten çıkarılmasının ardından güç mücadelesinin ikinci dönemi başladı. Bu dönemin odağında Aralık 2015’de Fas’ın Süheyrat kentinde krizin tarafları arasında imzalanan Libya Siyasi Anlaşması ve bu anlaşma kapsamında kurulan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) yer alıyordu. Mücadelenin tarafları ise Libya Şafağı koalisyonunu oluşturan Trabluslu ve Misratalı milislerdi. Her iki kentin silahlı güçleri MGK çatısı altındaki Ömer el-Hassi ve Halife Guveyl hükümetleri tarafından çeşitli bakanlıkların ve devlet kurumlarının kontrolü verilerek ödüllendirildiler. Ancak Süheyrat anlaşması sonrası MGK’daki hükümetlerin lağvedilmesi ve UMH’nin kurulması kartların yeniden karılması anlamına geliyordu. Mevcut hükümetin ve onunla organik bağları bulunan Misratalı milislerin UMH’ye karşı çıkması yeni dönemde Trabluslu milislere başkenti domine etme konusunda eşsiz bir fırsat sağladı. UMH’yle yapılan görüşmeler neticesinde Başkanlık Konseyi’nin güvenli bir şekilde başkente gelip görevine başlamasını sağlayan Trabluslu milisler, eski hükümeti destekleyen gruplarla yani eski müttefikleriyle silahlı mücadeleye giriştiler. Yaklaşık iki yıl boyunca aralıklarla yaşanan çatışmalar sonucunda Misratalı grupların bir kısmı başkentten geri çekilmek zorunda kalırken bazıları ise Trabluslu grupların üstünlüğünü kabul etmek zorunda kaldı.

Ülkenin batısında bunlar yaşanırken doğuda ise Hafter liderliğindeki Onu Operasyonu Mısır, BAE ve Fransa’nın askeri ve ekonomik yardımlarıyla Bingazi’deki İslamcı grupları saf dışı bırakarak kentin kontrolünü ele geçirdi. Ardından ülkenin en önemli petrol tesislerinin bulunduğu Sirte körfezine yönelerek Ras Lanuf ve es-Sidr gibi stratejik bölgeleri hakimiyeti altına aldı. Bu süre zarfında Hafter’e karşı kaybeden gruplar bir araya gelerek dengeleyici bir koalisyon oluşturmaya çalışsalar da bu grupların hava kuvvetleri desteğinden mahrum olması ciddi bir direnç oluşturmalarını engelledi. 2018 yılına gelindiğinde Hafter açısından ülkenin doğusundaki mücadele başarıyla sonuçlanmış ve artık mevcut hakimiyet alanları batıya doğru genişletmek için uygun bir zemin oluşmuştu. İlk etapta ülkenin güneyindeki kentlere yönelen Hafter’in bu bölgedeki grupların onun üstünlüğünü kabul etmesiyle kısa sürede başkent Trablus’un güneyine kadar gelmesi iç savaşın üçüncü dönemini başlatacak şartları oluşturdu.


Müşterek Tehdidin Birleştirici Gücü

4 Nisan 2019’da başlayan üçüncü dönem güç ilişkilerinin yeniden hesaplandığı ve bu hesaplar çerçevesinde çeşitli grupların mevcut pozisyonlarında değişime gittiği önemli bir kırılmadır. Saldırı öncesinde Hafter, kimi grupların onun liderliğinde otoriter bir rejim kurma hayaliyle, kimilerinin 2011 devrimi sonrasında kaybettiği pozisyonu geri elde etme hevesiyle, kimilerinin ise ekonomik kazanç ve askeri kapasite devşirme arzusuyla hareket ettiği revizyonist bir ittifak kurdu. Elbette bu oluşumun yapısal bir takım sonuçları olacaktı. Söz konusu saldırganlık Nisan 2019’a kadar Hafter yayılmacılığını engelleme maliyetini doğudaki aktörlere paslayan ve kendi aralarındaki mücadeleye odaklanan aktörleri müşterek tehdit karşısında bir araya gelmeye ve sorumluluk almaya zorladı. 2014’te Zintanlı gruplara karşı kurulan Libya Şafağı koalisyonunda olduğu gibi Misratalı ve Trabluslu milisler bir araya gelerek Öfke Volkanı koalisyonu çatısı altında Hafter’e karşı ciddi bir direniş sergilemeye başladı.

Sonuç olarak, devrim sonrası Libya’da yapısal faktörlerin etkisiyle yerel aktörlerin amansız bir güç mücadelesine giriştiği ve güç dağılımın aktörlerin pozisyonlarını belirlediği bir süreç yaşanmaktadır. Bu sürecin aktörlerin kimliklerinden, Libya’nın tarihinden ve toplumsal yapısından bağımsız geliştiğinin altını çizmek gerekir. Bir Kaddafi’den kurtulup yüzlerce Kaddafiyle yüzleşmek zorunda kalan bir toplumda barış ve istikrarın tesis edilmesi özellikle güvenlik sektöründe hiyerarşik bir düzenin inşa edilmesinden geçmektedir. Bunun için çeşitli aktörlerin varlığını tanıyan ve anarşinin devamlılığına katkı sağlayan “siyasi anlaşmalar” çözüm olmaktan ziyade yeni çatışma alanları sunacaklardır. Libya gibi başarısız devletlerde modern devlet inşası ancak bir aktörün güç kullanma tekelini elinde bulundurmasıyla mümkündür. Bir başka ifadeyle “hazır ol cenge ister isen sulhu salah”.