Libya’da Stratejik Kavşak: Aktörler Neyi Hesaplıyor?
20 Temmuz 2020

2019 tarihli Berlin konferansı sonrasında Libya’da taraflar arasındaki jeopolitik yaşam mücadelesi hız kazandı. Hafter’in konferans koşullarını hiçe saydığını ve Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) karşı askeri saldırı başlatması neticesinde pek çok sivilin hayatını kaybettiğini biliyoruz. Bunun üzerine, Türkiye, Kasım 2019’da UMH ile imzalamış olduğu Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakatı gereğince Sarraç Hükümeti’nin davetini kabul etmiş ve Libya ordusuna askeri ve lojistik destek sağlamıştı. Nihayetinde UMH Nisan 2020’de başlatılan Öfke Volkanı Operasyonu’yla Vatiyye Üssü başta olmak üzere Trablus çevresinde Hafter milislerinin işgali altındaki pek çok yeri geri almayı başardı. Trablus bundan sonra Libya’nın geleceği için kurulacak masa öncesinde, 2015 Anlaşması koşullarına dönülmesini yani Hafter kuvvetlerinin Sirte ve Cufra’da işgal ettiği alanları boşaltmasını ön şart olarak kabul ettiğini duyurdu. UMH, aksi takdirde buraları geri almak için askeri bir hareket düzenlemekten çekinmeyeceğini de açıkça ilan etti.

Sarraç yönetiminin ciddi askeri hazırlıklar içine girdiğini gören Hafter ve destekçilerinin zaman kazanmak için çeşitli adımlar attığı görüldü. İlk adım, Mısır öncülüğünde-Rusya’nın da desteklediği-Kahire’de ortaya atılan yeni bir barış planıydı. UMH’nin meşru destekçisi olarak Türkiye bu planı hemen reddetti. Ankara, bu planı haklı olarak hem saha gerçeklerine uymadığı için hem de Hafter bundan önceki hiçbir uluslararası barış ve ateşkes anlaşmasına uymadığı için ciddi ve inandırıcı bulmadı.  Bu oyalama taktiğine karşı Türkiye, bir yandan UMH’nin sahadaki tahkimatını kuvvetlendirmesini desteklemeye, diğer yandan çoklu diplomasi girişimlerine hız vermeye, yani “masayı denemeye” devam etti. Bu sırada Hafter’in destekçisi olarak bilinen Rusya’nın Libya’ya bazı hava kuvvetleri unsurlarını tahkim etmesi haber ve görüntüleri ABD Afrika Komutanlığı’nca ifşa edildi.  Bu ifşanın ardından Wagner kuvvetlerinin Libya’da bazı alanlardan çekildiğine yönelik haberler geldi. UMH’nin olası operasyonlarını caydırmaya yönelik ikinci adım, Libya Tobruk Meclisi’nin aldığı karara binaen Mısır’ın Sirte ve Cufra’ya yapılacak bir müdahaleyi kırmızı çizgisi olarak ilan etmesiydi. Sahadaki tüm bu hareketlilik karşısında UMH, Sirte ve Cufra’ya yönelik planlarında bir değişiklik yapmadığını, sürdüregeldiği ciddi askeri yığınak ve hazırlıklarıyla ispatlıyordu.

Libya’da stratejik bir kavşağa yaklaştığımız açık. Geçtiğimiz hafta içerisinde Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bir açıklama yaparak, UMH’nin şu an için bir askerî harekât başlatmama sebebini, Ankara’nın ve Sarraç Hükümeti’nin diplomasi masasına son bir şans vermesiyle izah ederken, bu kavşağın farklı şekillerde geçilebileceğini de hatırlatmış oldu.

Libya’nın Oyuncuları

Berlin’den sonra UMH’nin sahada ve masada güçlenmesi Akdeniz-Afrika jeopolitiğinde değişim sinyalleri verilmesine yol açtı. Bugün Libya mücadelesi sadece Rusya’nın Akdeniz’de durdurulması ya da güçlenmesi çerçevesinde okunamaz. Bu yüzden Hafter yanlıları, özellikle de bölgede rejim güvenliği sorunu olmayan Rusya, UMH’nin Libya’da güçlenmesinin yol açabileceği değişimlerin kendi çıkarları için ne anlama geleceğini hesaplamaya çalışıyor. Bu hesaplama sürecinde Hafter’in giderek güçsüz hale gelmesi Moskova’nın işini kolaylaştırmıyor.

Doğu Akdeniz’deki jeopolitik mücadele bir yönüyle Ankara için hep bir yaşam mücadelesiydi. Ankara 2000’lerde Türkiye’yi Antalya Körfezi ile sınırlı bir deniz alanına mahkûm eden haritayı çeşitli cephelerde aktif, iddialı ve gerektiğinde saldırı unsurlarını da içeren bir güvenlik politikası geliştirerek adım adım durdurmayı hedefledi. Libya’da UMH’nin desteklenmesi bu güvenlik politikasının bir uzantısıdır. Türkiye’nin Akdeniz’de sınırlanmaya karşı çıkışı başarılı oldukça Ankara’nın etkinliğini artırması bölgede fırsatçı temaslarla tutunmaya 2011’den itibaren çalışan, aslında bu anlamda Arap Baharı’nı rehin alan güçlerden biri olan Fransa’yı doğal olarak rahatsız etmiştir. Macron Hükümeti’nin Ankara’yı haksız yere NATO nezdinde şikâyet ettiği, İttifak’ı Ankara karşısında tutum almaya ikna edemeyince de Yunanistan’la beraber AB hattında sıkıştırmaya çalıştığı biliniyor. Macron hükümetinin bu girişimlerinin AB içerisinde görüş ayrılığını körüklediği de bir gerçek, üstelik AB-Türkiye ilişkisinin geldiği nokta Ankara’nın sıkıştırılması için çok yetersiz.

Batı İttifakının parçası olan Fransa, bugün için yapabileceklerinin en üst sınırına gelmiş durumda. Muhtemelen Ankara-UMH eksenini caydırmak için tırmandırıcı bir retorik izlemeye devam edecektir ama Paris’in sınırları olduğunu 2011 sonrası Suriye-Libya ekseninde yaşananlar gösteriyor. Bu yüzden Hafter’e destek veren Mısır, Suudi Arabistan ve BAE’nin temel motivasyonlarının nereden geldiğine bakmak gerekiyor. Bilindiği gibi, Hafter’in sahadaki finansörlüğünü BAE ve Suudi Arabistan üstlenmiş görünüyor. Mısır ise, Libya’da Hafter’in desteklenmesi adına topraklarını her türlü silah ve teçhizat transferine açmış durumda. Bu ülkelerin Sarraç Hükümetinin güçlenmesinden duydukları temel kaygı rejim güvenliği. 2011’de başlayan değişim dalgası şiddet, darbe ve iç savaşlarla bastırılmıştı ama rejimlerinin nerede zayıf olduğunu bilen bu ülkeler açısından değişimin bu sefer jeopolitik mücadele ile dönebilecek olması çok korkutucu. Ancak bölgede bu rejimlerinin güvenliğinin temel dayanağının ABD olduğu da unutulmamalı.

Bugüne kadar ABD Libya’da Hafter konusunda rengini tam olarak belli etmemiş görünüyor, yine de Sarraç Hükümetiyle yakın geçmişte bir temas kurdu. Amerika’nın Libya’ya yönelik bu ani ilgisinin sebebi ülkede artan Rus askeri varlığı. Ayrıca, Türkiye’nin özelde Libya genelde de Doğu Akdeniz’deki oyun bozucu hamleleri ABD tarafından dikkatle not edildi. ABD, Libya’da Rusya’nın güçlenmesini istemediğinden Ankara’nın Libya’daki son hamlelerine karşı çıkmadı. Ama Doğu Akdeniz’de ABD’nin hamlelerini tek sınırlayan güç Rusya değil, bu nedenle Washington’un Türkiye’nin burada yegâne hâkim güç olmasını tercih etmediği de söylenebilir. Bu bağlamda ABD yönetimi Ankara, UMH ile sahada harekata geçmeden hemen önce, Hafter’i Sirte ve Cufra’dan geri çekilmeye ikna etmek için bir girişimde bulundu. Ancak Batının bölünmüş politikaları ABD’nin de Libya’da istediği sonucu istediği anda elde etmesini engelliyor.  Bu tür bir inisiyatifsizlik Suriye’de Rusya’nın önünü açmıştı. Benzer bir inisiyatifsizlik Libya’da aslında alanı daralabilecekken Moskova’ya alan kazandırabilir.

Libya’da Mesele Petrol Değil Egemenlik

Bazı uzmanlar kolaycılığa kaçarak Libya’da Kaddafi’nin devrilmesi sonra ülkede süregelen çatışmalar için petrol savaşı teşhisinde bulunmuştu. Ancak, bu tanı Libya’da 2011 sonrası olup bitenleri açıklamada yetersiz. Evet, Libya petrol arzı Dünya petrol piyasası için hala önemli bir girdi. Bu bakımdan, Libya petrolünün nasıl ve kimler tarafından tasarruf edileceği bölge ve Dünya jeopolitiği için önemli bir husus. Ancak, bugün için bundan daha önemli mesele, Libya siyasi geleceğinde hangi ülke(ler) ve yerel grupların hâkim olacağı meselesidir. Zira, gelecekte Libya’da hâkim olacak siyasi güç Trablus Hükümeti’nin deniz yetki alanlarının belirlenmesinde doğrudan etkili olacaktır. Bu da Türkiye’nin halihazırda mücadele verdiği Doğu Akdeniz gaz denklemini yani Doğu Akdeniz jeopolitiğini etkileyecek en önemli hususlardan biri olacak.

Çok yakın bir zamanda, diplomatik görüşmelerin mi yoksa sahadaki olası operasyonların mı Libya’da gelinen kavşağın aşılmasında belirleyici olacağı netleşecek. Bu aşamada, Rusya ve ABD Libya’daki gelişmelerin ve Libya üzerinden Türkiye ile pazarlıkların kendi çıkarlarını yakın gelecekte nasıl etkileyeceğini hesaplamaya çalışıyorlar.  Kavşağın nasıl dönüleceğiyle ilgili belirsizlik sürerken açık olan Türkiye’nin Akdeniz jeopolitiğindeki egemenlik haklarını koruyacak şekilde Libya kavşağının dönülmesi için tüm gücünü kullanacağı.