Libya: Büyük Değişimlerin Savaşı
23 Haziran 2020

Libya’nın petrol kaynakları ve Avrupa sahilleri karşısına denk düşen Kuzey Afrika’daki stratejik konumu büyük önem arz ediyor. Libya sahilleri, Avrupa Birliği (AB) üyesi Malta, Libya kıyılarına sadece 1100 kilometre uzaklıkta bulunuyor.

Bu Mağrib ülkesi, 2011 yılında Muammer Kaddafi’nin halk devrimiyle devrilmesi sonucunda oluşan siyasi kriz, ülkeyi bölgesel ve uluslararası mücadelelerin sahası haline geldi. Söz konusu bölgesel ve uluslararası mücadele, 10 yıldır süren krizin bu denli uzamasına ve çatışan taraflar arasında bozulmaz bir denge oluşmasına katkı sağlamıştır.

Uluslararası güçlerin bütün girişimlerine rağmen Libya’daki durum iyice düğümlenmiştir. Herhangi bir taraf askeri bir başarı elde edemezken, Libya meselesinde aktif olan uluslararası güçlerin bütün pazarlamalarına rağmen üzerinde konsensüs oluşan bir siyasi çözüme de ulaşılamadı.

Ankara: Büyük Değişimin Başlangıcı

Türkiye ile Libya arasında imzalanan Askeri ve Güvenlik İşbirliği Anlaşması, Libya’daki durumu kısa bir sürede büyük bir değişime uğratmayı başardı. Bu anlaşma, aynı zamanda iki ülke arasındaki deniz sınırlarını da düzenliyordu.

Kasım 2019’un sonunda imzalanan anlaşma; güvenlik, askeri eğitim, savunma sanayii, teröre karşı mücadele, düzensiz göç, lojistik, harita, askeri planlama, bilgi ve tecrübe alışverişi ve gerekli durumlarda savunma ve güvenlik işbirliği ofisi kurulması gibi konularda işbirliğini ön görüyordu.

Türkiye ile Libya arasında güvenlik ve askeri alanlarında işbirliğini ön gören bu anlaşma, sahadaki ilk meyvelerini 26 Mart’ta vermeye başladı. Libya Ulusal Mütabakat Hükümeti (UMH), bu tarihte Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Suudi Arabistan’ın desteğini alan Halife Hafter’e bağlı kuvvetlerin 14 aydır kuşatma altında tuttuğu başkent Trablus’un tehditten kurtarılmasını hedefleyen “Barış Fırtınası Operasyonu”nu başlattı

Barış Fırtınası Operasyonu, Türkiye’nin fiili yardımının başlangıcı olarak nitelenebilir. Operasyon, kısa süre içinde büyük başarı kazanarak Trablus’a oldukça yaklaşan Hafter kuvvetlerini 500 kilometre uzağa itmeyi başardı. Hafter’e bağlı militanlar, bir yıl boyunca Trablus’un çeşitli bölgelerine bini aşkın hava ve füze saldırısı gerçekleştirmişti. Türkiye’nin UMH’ye verdiği destekle art arda gelen başarılar, Libya’daki silahlı çatışmalarda önemli bir değişim meydana getirirken ülkedeki siyasi sürece ve farklı ağırlıklarda olsa dış müdahalede bulunan tarafları da etkilemiştir.

İki Dünya Kutbunun Çarpışması

Libya’da bu askeri dönüşümler yaşanırken ABD’nin Libya’ya ilişkin sürpriz bir değişim yaşandı. Washington, bir yıl süren sessiz tavrından sonra müttefiki Türkiye’ye Libya’da yeni bir vasat oluşturması için yeşil ışık yaktı. ABD’nin rahatsızlığı, öyle görülüyor ki Rusya’nın Libya’daki etkinliğini artırarak NATO ve AFRICOM gibi ABD ve Avrupa ülkelerinin oluşturduğu uluslararası güçlerin yerini almaya girişmesinden kaynaklandı. Her ne kadar inkâr etse de Rusya’nın Libya’da etkinliğini artırdığına dair deliller ortaya çıkmıştı.

ABD’li yazar James Koiley, Rusya’nın bu taktiği Libya’daki savaşı dondurmak amacıyla uygulamıştı. Koiley, The Hill internet sitesinde “Rusya, Libya’daki savaşı dondurmaya çalışıyor” başlıklı makalesinde, Moskova’nın Halife Hafter’e sağladığı desteğin inkâr edilemez olduğunu ve Hafter’in asli müttefiklerinin Libyalılar değil, Rus Wagner şirketi olduğunu ifade ediyordu.

Yazara göre Rusya, Libya’da etkinliğini Hafter’den yana artırdığını gösteren delillere rağmen UMH ile de ilişkilerini iyi tutarak, Libya’da etkin bir aktör değil, seyirci rolü oynuyordu. Moskova, bu taktiğin aynısını Azerbaycan, Moldova ve Ukrayna’da da uygulamıştı. ABD ve Avrupa’nın büyük gazeteler, Rusya’nın Libya’yı batı ülkelerinin çıkarlarını tehdit edecek bir üsse dönüştürmeyi amaçladığını ortaya çıkarmak için bir medya kampanyası başlatmıştı. Geçtiğimiz Nisan ayında, Trablus’ta tutuklanan Maksim Shughali ve Samir Saifan adlı Rus casuslarla yürütülen soruşturmalar da bu iddiayı destekliyordu. Diplomatik alanda ise Washington, Rusya’nın Libya’daki emellerine karşı söylemini sertleştirmeye devam ediyor.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, yaptığı bir açıklamada, “Libyalılar ve diğer bütün tarafların Rusya ya da başka herhangi bir ülkenin özel hedeflerini gerçekleştirmek için Libya’nın egemenliğine müdahale etmesini engellemek için çabalama zamanı geldi” demişti. Bu açıklama, ABD’nin Rusya’ya Hafter’e verdiği destekten dolayı uyguladığı baskının bir parçasıydı. Öte yandan ABD Kongresi ise Rus vatandaşı Yevgeni Prigocin ve aralarında Wagner şirketi yöneticilerin de olduğu Prigocin ile çalışan bazı kişilerin ABD ve müttefiklerinin güvenliğine tehdit oluşturduğuna dair bir yasa tasarısını kabul etmişti. Karar tasarısının detaylarında, Prigocin’in Wagner şirketini finanse ettiği ve şirketin askeri kısmını yönettiği belirtiliyordu.

Ayrıca, Wagner şirketinde Rus ordusuna bağlı emekli ve faal subay ve istihbaratçıların yanı sıra, internet aracılığıyla bazı dış operasyonlar yürüten İRA adlı Rus internet sitesinin elemanlarının da çalıştığı ifade ediliyordu. ABD Kongresi tarafından alınan bu karar, Wagner şirketinin Hafter’e paralı milis desteğinin yanı sıra, topçu bataryaları, tank, insansız uçak ve askeri malzeme desteği sağladığına işaret ediyordu. Destek, Yevgeni Prigocin ile Halife Hafter arasında 7 Kasım 2018’de gerçekleşen görüşme sonrası başlamıştı.

Kararda ayrıca, BM tarafından 6 Mayıs 2020’de yayımlanan rapora da dikkat çekilmiştir. Rapora göre, Wagner şirketi tarafından Libya’ya bin 200 paralı militan gönderilmişti. Bu militanların arasında keskin nişancılar ve askeri uzmanlar da yer alıyordu. Böyleye Hafter’in gücü ikiye katlanıyordu. Sonuçta Kongre’nin kararı, Rusya’nın özellikle ABD’nin müttefiki olan başka ülkelerin iç siyasetine etki etmesini ve bu ülkelerde bölünmeleri derinleştirmesini kınamıştı.

Tezatları Yönetme Sanatı

Bu süreçte Türkiye’nin oynadığı merkezi rol oldukça dikkat çekicidir. Libya sahasına büyük bir güçle giren Türkiye, UMH’nin güçlü bir müttefiki ve ABD’nin Rusya tehlikesine karşı yürüttüğü politikanın uygulayıcısı görüntüsünü veriyor. Ankara, yer yer Moskova ve Washington arasında tıpkı Suriye’de yaptığı gibi bir arabulucu rolü de üstleniyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son açıklamasında bu durum net olarak kendini gösteriyor. Erdoğan, Libya’daki siyasi sürecin işlemesi için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya gelmek istediğini dile getirdiği açıklamasında, aynı zamanda ülkesinin Sirte ve Cufra kentlerinin ele geçirilmesi için UMH’ye askeri desteğini sürdüreceğini vurguladı. ABD’nin Türkiye’nin Libya’da oynadığı rolü ve bu rolün Libya’daki dengeleri büyük ölçüde değiştirmesini övgüyle karşılaması ise Türkiye’nin Fransa ve İtalya gibi bölgenin diğer aktörlerini etkisiz kıldığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde gösteriyor. Libya’nın komşusu olan Mısır, Kahire girişimi ve diplomatik manevralarla Trablus üzerinde devam eden uluslararası yarışa girmeye çalışmıştı. Ancak Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’ın maceraperestliği yüzünden Kahire girişimi ölü doğarken, Mısır’ın Libya’daki durumunu zayıflatmış ve politikasını değiştirmek zorunda bırakmıştı. Bu girişimin ölü doğması ve Türkiye’nin müdahalesi sonrası Libya’da kazanan taraf Serrac hükümeti olarak gözükürken, Mısır da ekonomik ve güvenlik çıkarlarını korumaya yönelmiştir.

Sirte: Kritik Savaş

Libya’yı yakından takip eden gözlemciler, çatışmaların Hafter’in kontrolündeki ülkenin doğusuna taşınabileceğine işaret ederken, Sirte ve Cufra operasyonu kritik bir aşama olarak öne çıkıyor. Çünkü Sirte, sahip olduğu stratejik konumla Ecdebiye ve Petrol Hilali’nden güneydoğudaki petrol yataklarına kadar olan bölgenin savunma hattı özelliğini taşıyor.

Bu durum Hafter’in Sirte’yi savunmaya büyük önem vereceğini gösteriyor. Konuya dair Reuters haber ajansında yer alan bir habere göre Rusya, Mayıs ayında Suriye’den Libya’nın doğusuna gönderdiği militanların sayısını artırdı.

Buna karşılık geçtiğimiz günlerde 50 savaşçısını kaybettiği bir felaket yaşamasına rağmen UMH de, Sirte’ye girme konusunda ısrarını sürdürüyor. Tablo bu haldeyken Wagner militanlarının bölgeye mayın döşediğinin de ortaya çıkmasıyla birlikte, Türk SİHA’larının önemli rol üstleneceği yeni bir çatışmanın yaklaştığı söylenebilir. Libya’da çatışmaların seyrinin değişmesi tabiatıyla siyasi müzakerelerin de seyrini değiştirecektir. Zira, taraflar müzakerelerde ellerini güçlendirmeye çalışmaktadır.

UMH, Sirte ve Cufra’yı ele geçirdikten sonra Petrol Hilali’ne doğru ilerleyip ve dengeyi belirleyerek, Hafter’i destekleyin projelerini suya düşüren taraf olarak bunu yapmaya çalışacaktır. Buna karşılık Sirte’de güçlü bir direniş olması savaşın uzamasına, belki de Rusya’nın, Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in önerisi üzerinden maksimum çıkar elde etmeyi hedefleyen politikası ile Hafter’e yaracak şekilde donmasına sebep olabilir.

Türkiye, petrol kaynaklarının bulunması nedeniyle daha hassas olan Libya’nın doğusundaki bölgelerde askeri çözümden kaçınmak için bu durumu kabule yaklaşabilir. Bu sebeple Türkiye’nin siyasi çözümden bahsetmesi, destekçilerinin gözünde UMH’ye verdiği askeri destekle bir tezat oluşturmuyor. Ancak, Rusya’nın devre dışı bırakılması planı başarılı olursa Halife Hafter’in bu kez sahne dışı kalacağı söylenebilir