Libya Altı Ay İçinde Hafter Kabusundan Uyandı
12 Haziran 2020

Ateş hattında 40 gün 


Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında 27 Kasım 2019'da "Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası" ile iki ülkenin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarının muhafazasını hedefleyen "Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırasının" imzalandı

Söz konusu anlaşmaların isimlerinden de anlaşılacağı üzere, yakın dünyanın yeniden Libya'ya ilgi duymaması kaçınılmazdı. Özellikle güvenlik konusundaki  imzalar atıldıktan sonra, ortadaki tablo Hafter'in bu derece lehineyken, Türkiye'nin Libya'ya yardım göndermekte geç kalıp kalmadığı merak ediliyordu.

Dünyanın ilgisinin yoğunlaştığı, ayrıca devletin başına silah zoruyla geçmek isteyen Hafter'in, Trablus çevresindeki kuşatmasını daralttığı ve saldırılarına hız verdiği bu çatışma ortamına bizim de kayıtsız kalmamız beklenemezdi. Anadolu Ajansı Orta Doğu Haberleri Editörlüğü'ne bağlı bir muhabir olarak, dünya yılbaşı kutlamaları yaparken, Libya'daki gelişmeleri takip etmek üzere 31 Aralık günü Trablus'a gittim.

Başkentte Hafter milislerinin sürekli roket saldırılarıyla hedef aldığı Mitiga Havalimanı'na indiğimde karşılaştığım manzara, sıradan bir Kuzey Afrika başkentine değil, bir savaş bölgesine ulaştığımı açıkça gösteriyordu. Havalimanındaki görevliler, savaş ortamının getirdiği tereddütle ülkelerine gelen yabancılara gözlerini kısıp şüpheyle süzerek karşılıyordu.

Havalimanından çıktıktan sonra Afrika'nın en büyük petrol rezervine sahip ülkesinin başkentinde elektrikleri kesik bir sahil yolundan kent merkezindeki bir otele giderken, karanlıklar içindeki savaş yorgunu şehir, adeta bir film platosunu andırıyordu.

Hemen birkaç gün sonra Libya'daki herkesin gözü kulağı 2 Ocak'ta TBMM'deki Libya'ya asker gönderilmesi tezkere kararı oylaması için Ankara'ya çevrildi. Her yaştan Libyalı, köşe başlarında, kahvelerde, kısık seslerle gelecek dönemin nasıl sonuçlanabileceğini konuşuyordu.

Sokakta bu tartışmalar dönerken, başkentin henüz 10 kilometre güneyinden başlayan cephe hatlarındaki şiddetli çatışmalardan gelen ve birkaç gün sonra kulağımın alışacağını bilmeden dinlediğim güçlü patlama sesleri, Trablusluların yüreğine korku salmaya devam ediyordu. 

Libyalıların dil birliği ettiği bir konu vardı, o da "Hafter milislerinin eğer ki başkente girerse, daha önceden Bingazi, Derne kentlerinde olduğu gibi katliam yapacağına" ilişkin tecrübelerine dayanan korkularıydı.

Yeni yılın en kanlı gecesi

Hafter milisleri, Türkiye'den gelecek askeri yardımın ulaşması için olası noktalardan biri olarak gördükleri Mitiga Havalimanı'nı hedef almaya çalışırken buranın çevresindeki yerleşim bölgelerini de bombalıyordu.

Yine böyle vurulan evlerden birini görüntülemeye gittiğimizde hane sahipleri Türk olduğumuzu öğrenince, "Hafter'in saldırılarının iyice pervasız bir hal aldığını, Türkiye'den gelecek yardımı bir an önce beklediklerini" söylüyordu.

Gün içinde çektiğimiz görüntüleri ve yaptığımız röportajları akşam saatlerinde yayın için hazırlarken, Başkentin güneyindeki Hadba bölgesinde bir askeri okula Hafter'e bağlı silahlı insansız hava aracının (SİHA) saldırdığı ve öğrencilerden çok sayıda ölü yaralı olduğu yönünde bir haber geldi.

Gece sessizliğine bürümeye hazırlanan şehrin semalarında bir anda ambulans çığlıkları yankılanmaya başladı. Bu yorgun başkent patlama, ambulans, feryat seslerine alışmıştı belki ama şehrin ecnebisi bir gazeteci olarak ben ilk defa tanık oluyordum.

Hastaneye ulaştığımızda olayın vehametini açıkça görebiliyorduk. Hastane yetkilileri, 30 öğrencinin cansız bedenlerinin parçalarının toplandığı ceset torbalarını bize gösterdi. Sağlık ekipleri yoğun bir şekilde yaralıları kurtarmak için uğraşırken, öğrencilerin aileleri yüzlerinde korkuyla hastaneye akın etti. Ailelerden endişeyle bekleyen ve evladının acı haberini alanların arasındaki farkı anlamaksa hiç zor değildi.

Olayın tanığı henüz yirmili yaşlarındaki olayın şokundaki bir öğrenci, "Korkunç bir manzarayla karşılaştık. Arkadaşlarımızın uzuvlarının etrafa saçıldığını gördük. Oldukları yerde ölmüşlerdi." diye anlatıyordu.

Hafter'in Goebbels'i niteliğindeki Psikolojik Harp Dairesi Başkanı Halid el-Mehcub, saldırıdan hemen bir kaç saat içinde bir televizyon kanalına verdiği röportajda, "vurulan yerin askeri okul değil Libya'nın siyahi kabilelerden savaşçıların eğitim aldığı bir nokta olduğuna ilişkin bilgiler bulunduğunu" pişkince savunuyordu.

Aradan çok uzun vakit geçmeden, saldırının görüntüleri sosyal medyada paylaşılmaya başladı. Sıra düzeni içinde yürüyen öğrencilerin tepesine bir anda düşen bomba ve canı için kaçışan insanlar... Herhalde, görüntülerdeki korkunçluktan olsa gerek, Libya'da o gece hayatını kaybeden 30 genç sayısal bir değer olmanın ötesine geçti ve dünya başkentlerini en azından sözlü ya da yazılı bir tavır almaya itti.

Birleşmiş Milletler (BM), faili zikretmeden saldırıyı kınadı, bölgesel ülkelerden de söz konusu saldırıya ilişkin tepkiler yükseldi. Ancak bu açıklamaların çoğunda saldırıyı gerçekleştiren Halife Hafter ve ona bu uçağı sağlayan Birleşik Arap Emirlikleri'nin ismi geçmiyordu.

Savaştaki seyrin Hafter'in lehine olması, bölge başkentlerini faile yönelik daha kesin tutumdan geri tutuyordu sanırım. BM'nin Libya Özel Temsilcisi bile o dönemde, gittiği New York'ta, saldırının Hafter'e destek olan bir ülkeye ait SİHA ile düzenlendiğini açıklamıştı ancak odadaki o koca fil niteliğindeki "ismi" zikredemiyordu.

Saldırının korkunçluğu ortaya çıktıktan sonra, Hafter'in Sözcüsü Ahmed el-Mismari, yine kamuflaj kıyafetiyle kameraların karşısına geçerek, askeri okula düzenlenen saldırıyı "Müslüman Kardeşler, El-Kaide ve DEAŞ"ın düzenlediğini savunuyordu” fakat görüntülerde tepeden düşen bombayı izah etme ihtiyacı hissetmiyordu.

Tekbirler, sloganlar, pankartlar, feryatlar ve göz yaşları içinde Trablus'un kalbi niteliğindeki ismiyle müsemma Şehitler Meydanı'ndan gençlerin cenazesi kaldırıldı. Herhalde Mismari, çarpıtmasında ikna ediciydi ki "şiddetle kınamalar, derin üzüntüler ve en ağır tenkitlere" rağmen sahada herhangi bir yaptırıma ilişkin iz yoktu.

Hafter, Türkiye'nin olası desteğinin yakında ulaşabileceğini göz önüne alarak bir anda saldırılarının şiddetini arttırdı. Başından beri ülke içindeki ilerleyişini müttefiklerine sürekli kazanç vaadeden bir saadet zinciri şeklinde kurgulayan Hafter, tepesinde oturduğu bu piramite katılmaya yeni bir grubu daha ikna etti.

Başkentin yaklaşık 450 kilometre doğusundaki sahil kenti Sirte'deki Libya hükümeti saflarındaki Medhali Selefi bir grubun taraf değiştirerek,  Hafter safına geçmesiyle, bir gün içinde düştü.

Libya hükümet güçleri, kent içindeki çatışmaların kanlı sonuçları olabileceği gerekçesiyle geri çekilmişti. Sirte kentinin kaybedilmesi, Hafter'in adım adım ilerleyişini teyit eder nitelikte Trablus'taki hükümet için hem stratejik hem de psikolojik bir darbe niteliği taşıyordu.

Üstelik, içeriden bir grubun taraf değiştirmesi, hükümet saflarındaki güçlerin birbirlerine yeniden şüpheyle bakmasına ve moral çöküntüsüne yol açıyordu.

-Türkiye'den ateşkes adımı

Libya'daki hükümet için işler yolunda gitmiyor görünürken, İstanbul'da görüşen Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin'den, Libya'ya ilişkin 12 Ocak'ta geçerli olmak üzere ortak ateşkes çağrısı geldi.

Libya hükümeti, ateşkes girişimine olumlu karşılık vermesine rağmen, Hafter tarafı sessizliğini korudu. Ateşkes çağrısının yapıldığı 8 Ocak'tan ateşkes için belirlenen güne kadar Hafter milisleri sahadaki ilerleyişini sürdürebilmek için yoğun biçimde saldırılarına devam etti.

Saatler 12 Ocak gece yarısına dakikalar kala sözcü Mismari, ateşkes çağrısını kabul ettiklerini duyurdu. Gece yarısı olduğunda Trabluslular, ateşkes kararını havai fişeklerle kutlamaya başladı. Türkiye ve Rusya'nın ürettiği kırılgan ateşkes, diplomasiye alan açtı ve Berlin Konferansı gerçekleşti.

Trabluslular, Hafter'in katıldığı bir müzakere masasında verdiği sözlere rağmen bu vaatlerden kaç kez döndüğünü biliyordu.

Kısacası, ülkelerindeki hadiselere uzunca süredir sessiz kalan uluslararası toplumun diplomasi çabası, Hafter milislerinin bombardımanı altında yaşayan Trablusluları heyecanlandırmıyordu.

Bilakis, Orta Doğu'nun trajikomik karikatür tablosu, ülkesinde üzerinden çıkarmadığı askeri üniformasının yerine takım elbise giyen "askeri diktatörler" gibi Hafter'in, Avrupa'da bir protokolle ağırlanması, Trablusluları öfkelendiriyordu.

Öyle ki konferansın ardından düzenlenen basın toplantısına Trablus'ta bulunduğum kafedeki hiç kimse ilgi göstermedi. Bu kayıtsızlık, Libyalıların ülkelerindeki can alıcı krizin diplomasiden ziyade sahadaki gelişmelerle çözüleceği yönündeki inançtan kaynaklanıyordu.

- İkinci dönem: Pandemi baharında "Barış Fırtınası"

Libya'da görev süremi tamamladıktan sonra Türkiye'ye geri döndüm. Bu sırada Libya'daki gelişmeler yerini Çin'den gelerek tüm Avrupa ve sonrasında Türkiye'yi de etkisi altına alan yeni tip koronavirüs salgınına bıraktı.

Ancak, Libya bu sırada kendi içindeki devinimlerine ara vermedi. BM, çatışmanın doğurduğu kırılgan zemini göz önüne alarak, Kovid-19 salgını nedeniyle Libya’da savaşan taraflara 22 Mart’ta “insani ateşkes” önerisinde bulundu.

Libya hükümeti öneriyi kabul etti. Aynı şekilde Hafter tarafı da çağrıyı kabul ettiğini duyurdu fakat dakikalar içinde Trablus’a roketli saldırı gerçekleştirdi. Libya'da ilk koronavirüs vakası 23 Mart'ta tespit edildi. Hükümet salgın öncesinde sokağa çıkma yasağının da içinde yer aldığı bir dizi önlemi hayata geçirdi.

Hafter milisleri, ölümcül salgında virüsün tespit edildiği ilk vakanın ortaya çıkmasından hemen bir gün sonra başkent Trablus'un yerleşim bölgelerine son dönemdeki en yoğun saldırılarından birini gerçekleştirdi.

Hükümet güçleri, sahra hastanelerini, doktorları, okulları, devlet kurumlarını ve sivil yaşam alanlarını hedef alan Hafter milislerine karşı uzun süre savunma durumunda beklemişti. Ancak, Libya Ordusu Askeri Birlikleri, 25 Mart’tan itibaren "sivillerin hayatını korumak için" savunma pozisyonundan saldırı pozisyonuna geçtiklerini duyurarak "Barış Fırtınası Operasyonu"nu başlattı. Ardından hükümet güçleri 13 Nisan'da ülkenin batısında başkentten Tunus sınırına kadar 170 kilometre boyunca uzanan sahil şeridini Hafter milislerinden temizledi.

Uzunca süredir zaferden yoksun hükümet güçleri, ülkenin batısındaki 3 bin kilometre kare alanı Hafter milislerinden geri almış oldu. Libya ordusunun bu operasyonunda etkin biçimde kullanılan silahlı insansız hava araçları (SİHA) gelecek dönemin de işaretçisi haline geldi.

Ordu birlikleri ülkenin batısında, başkentin güneyindeki operasyonlarına devam ederken, Hafter milisleri de yaşadığı kayıpların faturasını başkentteki sivillere kesme girişimlerini sürdürdü. Mayıs ayında başkentteki sivil yerleşim bölgelerini yüzlerce roket ve top atışıyla hedef alan Hafter milislerinin saldırılarında 50'ye yakın sivil hayatını kaybetti.

Hükümet güçleri, 18 Mayıs'ta daha önceden bir kaç kez denemelerine rağmen ele geçiremedikleri Vatiyye Askeri Üssü'nü bir kaç saat içinde ele geçirdiklerini duyurdu. Ülkenin batısında çöl ortasında olduğu için korunaklı 50 kilometre alana yayılı bu askeri üs, Libya ordusunun son dönemde kaydettiği en büyük başarı olarak haneye yazıldı.

Libya Ordusu, bunun ardından Hafter milislerinin bu havalimanından kaçırarak başka noktalara nakletmeye başladığı BAE'nin temin ettiği Rus yapımı Pantsir hava savunma sistemlerinin peşine düştü. Libya Ordusu, dört günlük süre zarfında çoğu SİHA'larla olmak üzere 9 Panstir sistemini imha ettiğini duyurdu.

Uzun süredir Trablus'un güneyinde Hafter milislerinin ilerleyişinindeki itici güç olduğundan bahsedilen ancak varlığına ilişkin görüntülerin ortaya sürülemediği Wagner'e mensup paralı askerler de bir anda Trablus'tan çekilmeye başladılar. Başkentten ayrılan binlerce Wagner paralı askerinin ülkenin doğusundaki bölgelere çekilirkenki, video ve fotoğrafları, sosyal medyadan dünyaya yayıldı.

Libya hükümeti son günlerde saldırılarına öyle bir ivme kazandırdı ki, önce başkentin güneyindeki yerleşim bölgeleri, Trablus Uluslarası Havalimanı ve ardından da Trablus il sınırının tamamını milislerden temizledi. Hükümetin elde ettiği başarılarla Hafter saflarındaki saadet zincirinin hızla çözülmesinin ardından, fazla bir engelle karşılaşmadan "çok zorlu geçer" diye tahmin edilen Terhune vilayeti ve ardından da Beni Velid kenti milislerden arındırıldı. Gelişmeler öyle bir hızda seyreder hale geldi ki biz habercilerin bile başı döndü.

Son söz olarak, Libya'da darbeci bir liderin son bir yıl içinde ülkesine yaşattığı kabus, altı aylık yoğun çalışmayla bugün sona ermiş görünüyor.

Uluslarası ve bölgesel güçlerin şekillendirmeye çalıştığı Libya, Türkiye'nin dengeleyici aktör olarak başrolü almasıyla, perdeler yeniden açıldığında senaryonun değiştiği bir oyuna sahne oldu.

Dünyanın panedemiyle meşgul olduğu dönemde sağlık sorunlarından uzakta kendi gündemini korumayı başaran Libya'daki çatışma sahası, salgın sonrası dünyanın en önemli gündem maddeleri arasında kalmayı sürdürecek.