Birleşik Arap Emirlikleri’nin Libya Stratejisi
12 Haziran 2020

Son on yıllık dönemde BAE Ortadoğu, Afrika Boynuzu ve Kuzey Afrika’da çıkarlarını sürdürmek adına iddialı ve agresif bir dış politika takip etmeye başlamıştır. Revizyonit, irredentist, proaktif ve müdaheleciliği barındıran hibrid bir doktrini ile radikal bir siyasal dönüşüm geçiren BAE dış politikası büyük ölçüde Abu Dabi veliahtı Muhammed bin Zayid (MbZ) tarafından şekillendirilmektedir. Sert güç unsurlarıyla caydırıcılık stratejisini benimseyen BAE’nin yeni askeri doktrini Bahreyn’deki müdahele ile başlamış; yıkıcı hırslara sahip olan BAE’nin bu siyaseti Suriye, Yemen ve Libya ile devam etmiştir.


Hibrid Destek

Arap devrimlerinin sekteye uğramasıyla birlikte Libya’daki ayaklanmalar iç savaşa evirilmiştir. Bölgesel ve küresel birçok yabancı aktörün iç savaşa dahil olmasıyla birlikte istikrarsızlık ve kaos daha da derinleşmiştir. Bu anlamda BAE, Kaddafi sonrası Libya siyasetine yön vermek adına kontrol edebileceği İhvan karşıtı darbeci Halife Hafter’e yoğun bir destek sağlamaktadır. BAE’nin Hafter’e yönelik çok boyutlu desteğinin ilk noktası hava desteğidir. Bu anlamda 2011’de Kaddafi karşıtı koalisyona katılarak Libya sahnesinde yerini alan BAE’nin 2014 Mayıs’ında Hafter’in sahneye çıkmasıyla etkisi artmış ve 2014’te Mısır askeri üssünden kalkan savaş uçaklarıyla daha somut bir hal almıştır. Mart 2017’de Libya’nın doğusunda F-16 gibi savaş jetlerini barındıracak kapasiteye sahip olan el-Hadim isimli askeri havaalanı inşa eden BAE, Mayıs ile Haziran 2016 arasında 6 adet IOMAX AT-802U tipi hava traktörü ve 3 adet Çin yapımı Wing Loong II insansız hava aracı ile Hafter milislerine hava desteği sağlamıştır. Ayrıca BAE Rus yapımı Pantsir S-1 tipi ileri hava savunma sistemlerini, Mi-24P tipi helikopter ve AT-802 uçaklarını da Hafter’e tedarik etmiştir. Eylül-Kasım 2016 tarihleri arasında darbeci Hafter’in kontrolündeki milislerin Bingazi Devrimcileri Şura Konseyi’ne yönelik saldırıları başta olmak üzere birçok saldırıda BAE’nin sağladığı hava desteği Hafter’i güçlendirmiştir. Bu anlamda Hafter milisleri BAE’den çok sayıda savaş uçağı ve askeri araç temin etmiştir. Örneğin BAE 2020’nin ilk üç ayında 5.000 ton askeri mühimmatı Hafter milislerine göndermiştir. Libya hükümeti kaynaklarına göre 2020’nin ilk çeyreğinde BAE 100 uçuşla Hafter’e 6.200 ton askeri yardım göndermiştir. Bu uçuşlar BAE’nin Suveyhan havalimanından ve Eritre’nin Assab havalimanından gerçekleştirilmiştir. Öte yandan 4 Nisan 2019’dan bu yana Libya’da toplamda 850 drone ve jet saldırısı gerçekleştirmiştir. Ayrıca BAE Ocak 2020’den bu yana Hafter güçlerine teslim edilmek üzere 100’den fazla askeri teçhizat taşıyan uçağı Libya’nın doğu kısımlarına göndermiştir.

BAE’nin Hafter’e yönelik desteğinin ikinci boyutu ise finansal yardım ve siyasal etkinliktir. Bu anlamda BAE, Hafter’in pozisyonunu kuvvetlendirmek için maddi kaynaklarını da sonuna kadar kullanmaktadır. Bir Rus şirketi olan Wagner’den 2500 savaşçının BAE tarafından fonlandırılması BAE’nin Hafter’e desteğinin maddi boyutlarından biri olarak görülebilir. Öte yandan Abu Dabi’deki siyasi elitin bölgedeki etkinliği de Hafter’e büyük olanaklar sağlamaktadır. Bu anlamda MbZ’in Suudi Arabistan I.Veliahtı Muhammed bin Selman (MbS) üzerindeki etkisi Suudi Arabistan’ın BAE kontrolünde hareket etmesini sağlamıştır. Bu doğrultuda BAE Libya’da Suudi Arabistan’ı kendisine bağlı bir müttefik haline getirmiştir. Dolayısıyla BAE Suudi Arabistan’ın Libya siyasetini yönlendirerek Libya’daki mücadelede yükünü hafifletmiştir. Nitekim Wagner’i Suudiler de finanse etmeye ortak olmuştur. Ayrıca Suudi Arabistan’ı Libya’daki silahlı aşiretleri Hafter’i destekleme konusunda lobi yürütmüştür. Öte yandan BAE sahip olduğu finansal güç sayesinde bölgedeki birçok aktörü kendi yörüngesine çekmeye çalışmaktadır. Bu anlamda BAE tarafsızlık politikası izleyen Tunus, Cezayir ve Fas gibi Kuzey Afrika’daki önemli aktörlerin Libya’daki pozisyonlarından rahatsız olmaktadır. Mezkur aktörlerin iç ve dış siyasetlerini karıştırarak infial ortamı oluşturma çabasında olan BAE pragmatik yaklaşımlarla müttefiklerini çeşitlendirmeye çalışmaktadır. 

BAE’nin Hafter’e desteğinin üçüncü boyutu savaşçı tedariğidir. Bu anlamda BAE 5000 kadar Sudanlı ve Çadlı savaşçıyı Hafter saflarına dahil edilmesi doğrudan Abu Dabi tarafından gerçekleştirilmektedir. Sudan’daki devrim sürecini engellemek adına finanse edilen Muhammed Hamdan Dagalo da BAE’nin Libya faaliyetlerine destek vermektedir. Bununla birlikte Dubai merkezli Lancaster Six DMCC ve Opus Capital Assets isimli şirketlere ait paralı askerler de 2019 Haziran ayında Hafter saflarına katılmıştır. Ayrıca BAE “radikal” bir yapı olan Medhali Selefileri de Hafter’i desteklemek adına fonlamaktadır. Dolayısıyla BAE’nin dini referanslarla hareket eden Selefi örgütlenmeleri Libya’da Hafter’i desteklemek adına vekil olarak kullandığı söylenebilir. Nitekim Arap ayaklanmalarıyla birlikte siyasete katılarak “ulu’l emre” itaat kültürünü terk edip radikal bir dönüşüm geçiren geleneksel Selefilik BAE için tehdit olmuştur. Bunun yerine yönetici tam bir itaati benimseyen Medhali Selefilik BAE’nin Libya stratejisinde için önemli bir enstirüman olarak kullanılmaya başlanmıştır.


Bölgesel Hegemonyanın Üç Ayağı

Büyük oranda Abu Dabi (MbZ) tarafından şekillenen BAE dış politikası bölgesel hegemonya kurmayı hedeflemektedir. BAE’nin Libya stratejisi de bu planın bir parçası olarak görülmelidir. Bu çerçevede BAE’nin Libya stratejisinin temelde üç hedefi olduğu söylenebilir. Bunlar; 2010 öncesi bölgesel düzene dönmek için siyasal İslamcı unsurlara karşı savaş icra etmek,  bölgesel hegemon olma yolunda en güçlü rakip olarak gördüğü Türkiye’nin nüfunuzu azaltmak için muhtelif stratejiler hayata geçirmek, stratejik öneme haiz geçiş yollarını ve doğal kaynakları hakim olmak şeklinde sıralanabilir.  

2010’un sonlarında başlayan halk ayaklanmalarının otoriter rejimleri devirmesine karşı statükocu aktörler karşı devrim stratejisi geliştirmiştir. BAE bölgedeki demokratik dönüşümün ülkedeki reformculara ilham verip rejim güvenliğinin ciddi meydan okumalarla karşılaşacağını hesaplamıştır. Bu çerçevede BAE 2011’den bu yana bölgedeki demokrasi ve değişim karşıtı otoriter politik aktörlere (otokratik askeri figürlere) destek sağlamıştır. Bu anlamda her ne kadar BAE Hafter’in Libya’yı kontrol etmesi yönünde destek sağlasa da Abu Dabi’nin birincil hedefi Libya’yı kendisine meydan okuyabilecek formdan uzak tutmak olduğu söylenebilir. Dolayısıyla BAE Libya’nın savaş sonrasında statükocu eksenden bağımsız bir siyaset izlemesini engellemek için Hafter’e yatırım yapmaktadır.

Bununla birlikte Fransa, Suudi Arabistan, Mısır, Rusya gibi ülkeler Hafter’i desteklemesine rağmen Hafter desteği noktasında en pro-aktif tavrı sergileyen ülke BAE olduğu görülmekteedir. Söz konusu durumun arkasında BAE’nin bölgedeki demokrasinden en çok korkan ülke olmasından kaynaklanmaktadır. 2006’da MbZ’nin “bugün seçim olsa İhvan kazanır” minvalindeki açıklaması, 2012’de Dubai Emniyet Amiri’nin İhvan tarafından bölgedeki hükümetleri devirmeyi amaçlayan uluslararası bir komplo kurulduğunu iddia etmesi BAE’nin İhvan ve demokrasi korkusunu kanıtlamaktadır. Dolayısıyla BAE için İhvan İran’dan daha tehlikeli bir tehdit olarak görülmüştür. Ayrıca her ne kadar karşı devrimle bölgenin demokratikleşmesi BAE gibi statükocu aktörler tarafından sekteye uğratılsa da Cezayir, Sudan, Lübnan, Irak gibi ülkelerdeki halk ayaklanmalarının tekrar başlaması Arap devrimlerinin devam edebileceğini göstermektedir. Bu anlamda Arap halklarının demokrasi taleplerini henüz söndüremeyen Abu Dabi “otoriter istikrarı” demokrasiye tercih etmektedir. Dolayısıyla BAE’nin Hafter desteğinin bir motivasyonu Abu Dabi’nin İslamcılık takıntısıdır.

Öte yandan BAE’nin Hafter desteği, Abu Dabi’nin Ankara’ya karşı sürdürmeye çalıştığı mücadele üzerinden okunmalıdır. Bu anlamda Türkiye ile kıyaslandığında düşük bir askeri kapasiteye sahip olan BAE, Hafter’i Ankara ile girdiği güç mücadelesinde Libya vekili (proxy) olarak kullanmaktadır. Nitekim bir Alman haber ajansına dayandırılan bilgiye göre Hafter’in BAE adına Türkiye’ye karşı açıktan harp ilan ettiği iddia edilmektedir. Hafter, tıpkı BAE’li birçok yetkili gibi Türkiye’yi sömürgecilikle suçlamıştır. Ayrıca BAE’nin Esed rejimi ile Hafter arasındaki görüşmelere aracılık ederek Türkiye karşıtı cepheyi güçlendirmeye çalıştığı görülmektedir. BAE’nin Libya siyasetinde Türkiye karşıtı adımları artırmasına rağmen  Ankara’nın kararlılığı ve desteği sayesinde insansız hava araçlarıyla  sürdürülen operasyonlar sahada dengeleri değiştirmiştir. Bu anlamda Türkiye destekli BM tarafından tanınan meşru hükümet güçleri Hafter’i Libya’nın batısından uzaklaştırmayı başarmıştır. Dolayısıyla BAE’nin Türkiye’yi sınırlandırma hedefi başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Son olarak Kaddafi sonrası ikinci senaryoda Libya’nın doğal kaynaklarını kullanmak ve ülkenin jeostratejik konumundan faydalanmak isteyen BAE’nin Hafter’i desteklediği söylenebilir. BAE bölgesel liman ağını tamamlamak için coğrafik, ekonomik ve stratejik açıdan öneme haiz olan Libya’nın limanlarını ve enerji kaynaklarını kontrol etmek istemektedir. Nitekim 16 Mart 2020 tarihinde Libya Milli Petrol Şirketi BAE’nin uluslararası hukuku ihlal ederek petrol ticareti gerçekleştirdiğini ve bu çerçevede Libya’yı BAE’ye bağımlı kılmak istediğini iddia etmiştir. Ayrıca BAE, Libya’nın kaynakları üzerinde BM’nin izni dışında kontrol sağlama adına Hafter ile anlaşma sağlamıştır. Dolayısıyla BAE’nın Libya ile ilgisinin bir boyutu ülkenin barındırdığı petrol ve doğal gaz rezervleri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu çerçevede BAE, tıpkı Fransa gibi Libya’nın zengin enerji kaynakları ve uluslararası ticaretteki stratejik konumunu sömürmek için Hafter’i destekleyerek siyasi bir kumar oynamaktadır. Ayrıca Doğu Akdeniz ve Afrika Boynuzu gibi noktalara erişim için stratejik öneme haiz olan Libya, BAE için önemli bir koridor olarak görmektedir.